İran, Suriye Krizini Kazanabilir mi? – Arif Keskin

SANANEWS: “Suriye krizinin kazananı var mı?” sorusunu yanıtlamak kolay değil.  Bu sorunun yanıtı analizcilerin durduğu ideolojik ve siyasi pozisyona göre değişebilir. Kazanma ve kaybetme meselesinde umumun kabul edeceği objektif ölçütler bulmak zaten zordur. Bu zorluk özellikle İran dahil bütün ülkelerin Suriye siyasetini yorumlamakta kendisini gösteriyor.

Arif Keskin
 
Bazı analizciler Beşar Esed’in hala iktidarda kalmasından ve son kimyasal krizde askeri müdahale ihtimalinin azalmasından yola çıkarak “İran, Suriye’de kazandı”  tezini işliyorlar. Taktiksel kazanımlara dayanarak “İran kazandı” tezini öne sürmekte ne kadar haklıyız? Suriye’de taktiksel kazanımlar aslında stratejik kayıpları gölgelemiyor mu? Bütüncül, kapsayıcı ve çok boyutlu stratejik hedeflere uzun zaman ölçeğinde bakıldığında; İran aslında Suriye krizinin en fazla kaybedenlerden biri olarak hesap edilebilir.

İran, iç istikrarı olan, güçlü ve kendisiyle de iyi ilişkisini koruyan bir Suriye istiyor. Ancak Arap Baharı, İran’ın en yakın müttefikini kısa sürede bitmesi imkânsız gözüken etnik, mezhepsel, dinsel ve siyasal bir iç savaşa sürüklemiştir. Esed’in “Salgın Hastalık” adını verdiği halk hareketlerinin Suriye’de ortaya çıkışı; İran’ın Suriye’deki kaybının başlangıcı sayılabilir.  Suriye’deki iç savaş, bir taraftan Beşar Esed’in siyasi geleceğini tartışmalı hale getirmekte; diğer taraftan da Suriye’nin siyasal enerjisini iç savaşla tüketmektedir.  
 
Suriye krizi İran’ın Arap Baharı yorumunun sınanma alanı olmuştur. İran, Arap Baharı’nın kendisinden ilham alarak gerçekleştiğini ve bu halk hareketlerine ‘İslami Uyanış” adını vererek sahiplenmişti. Ayrıca Tahran; bu süreçte bölgesel etkinliğini artıracağını ve siyasallaşan İslam-Arap kimliğinden faydalanarak, İsrail karşıtı yeni bir “direniş bloğu” oluşturacağını planlamıştı. İran’ın halk hareketlerinin gerçekleştiği Mısır, Libya, Yemen, Tunus gibi ülkelerle ilişkilerine bakıldığında; Suriye krizi nedeniyle İran’ın Arap Baharı üzerinden yaptığı bütün stratejik hesapların savrulduğu açıktır.
 
İran, Esed yönetimini “İsrail karşıtı direniş cephesinin ön karakolu” gerekçesiyle desteklediğini bildiriyor. İran’a göre Esed yönetimi düşerse, İsrail karşıtı direniş hattı sarsılır. Suriye krizi, İran eksenli İsrail karşıtı direniş hattını dağıtmıştır. Suriye’nin iç savaşta enerjisi yok edilmiştir. İran, Suriye’de toplumun önemli bir bölümünün tarafından düşman gibi görülmekte ve ülkedeki katliamların ortağı gibi gözükerek ahlaki olarak sorgulanmaktadır. “La İran-La Hizbullah” (ne İran-ne Hizbullah) sloganları gösteriyor ki, Esed sonrası Suriye’de İran’ın yeri çok tartışmalı olacaktır. Hizbullah, Suriye savaşına doğrudan müdahil olarak kendi kaderini Esed’e bağlayarak düşman sayısını artırmış ve AB terör listesine alınmıştır. Ayrıca Hizbullah’ın Lübnan toplumundaki saygınlığı yara almış ve Hamas’la olan ilişkileri çatışmalı düzeye gelmiştir. Bu süreçte İran’ın Filistin üzerindeki nüfuzunun azalması da gözlemlenmektedir. İran’ın FKÖ ile iyi diyaloglar içinde olmaması nedeniyle Filistin siyasetini HAMAS üzerinden gerçekleştiriyordu. Suriye krizi HAMAS’ı İran’dan uzaklaştırdı. İran-HAMAS ilişkisinin geleceği öyle belirsizdir ki,  İran’ın HAMAS’ı bölme planları bile konuşuluyor.
 
Suriye krizi bölgemizdeki Şii-Sünni çatışmasını tetiklemiştir. Söz konusu çatışma Ortadoğu siyasetinin mahiyetini, şeklini değiştirmiş ve  bölge dengelerini yeniden alt-üst etmiştir. İran, Şii-Sünni çatışmasının sorumlusu ve mimarlarından biri olarak algılanıyor. Söz konusu algı, İran İslam Devrimi’nin ahlaki ve dini meşruiyetini sorgulamaya açmıştır. Bu algı özellikle Sünni Arap kamuoyunda İran karşıtlığına elverişli zemin yaratmıştır.
 
İran; Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yle birlikte komşularıyla güvenilir ilişki tesis etme niyetinde olsa da, bu doğrultuda, Suriye krizinin aşılması kolay olmayan engeller olduğu söylenebilir. Ruhani’nin ülke ekonomisini iyileştirme istikametinde komşularla sağlıklı ilişkiler kurmaya ihtiyacı var. Üstelik nükleer diplomaside başarılı olmak istiyorsa; komşularla ilişkilerindeki tansiyonu düşürmesi elzem gözüküyor. Suriye krizi İran’ın bölgesel ilişkilerinin sağlıklı ve güvenilir bir yörüngeye geçmesine engel olmaktadır. Başka bir ifadeyle; İran’ın; Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün gibi ülkelerle olan ilişkisi Suriye krizi ipoteğinin altına girdiği açıktır.
 
Suriye krizinin askeri müdahale aşamasına gelmesi İran’ı tehlikeli olarak ikilemde bırakmıştır.  Gelinen noktada İran doğrudan savaşa müdahil olursa, sonu belli olmayan bir maceraya girmiş olacak ve bu süreçte ağır hasarlar alma ihtimali yüksektir. Savaşa doğrudan müdahil olmadığı takdirde de ciddi imaj kaybıyla karışlaşacaktır.  Ayrıca bu süreç Hasan Ruhani’nin siyasi projelerini ve İran-Batı arasındaki nükleer müzakereleri tehlikeli mecralara itebilecek potansiyele sahiptir.
 
Suriye krizi İran’ın bölgedeki İslami hareketlerle özellikle Müslüman Kardeşler’le olan ilişkisini sorunlu hale getirmiştir. İran rejimi bölgedeki Sünni İslami hareketler nezdinde anlamlı ölçüde model ve umut olmaktan çıkmıştır. Suriye krizi İran’ın 1979’dan günümüze kadar biriktirdiği siyasi desteği önemli oranda azaltmıştır. Çok yakın zamana kadar sürekli İran İslam Devrimi’ni destekleyen Türkiye’deki İslami hareket mensuplarının İran karşıtı çeşitli gösterileri ve sert açıklamaları bunun açık örneğidir.  Suriye krizi İran’ın 1979’dan günümüze kadar özellikle Ortadoğu’da takip ettiği Devrimi İhraç çabalarını heba ettiği yorumlarına yol açmıştır.
 
Suriye krizi İran’ın iç siyaseti açısında da ciddi sonuçları olmuştur. Bu kriz kırılgan bir dengede seyreden İran ekonomisi açısında önemli yüktür. İran toplumunun Suriye siyasetini kabul etmediği herkesçe bilinmektedir. Suriye krizi reformcu-muhafazakâr çekişmesinde önemli bir unsur olarak dahil olmuş ve bazı reformcuların bu doğrultuda İran Lideri Hameney’i eleştirdikleri gözüküyor. Suriye krizi Kürt milliyetçiliğinin yükselişine ve önemli mevziler kazanmalarına sebebiyet vermiştir. Bu durum İran Kürtlerinin siyasi morallerini yükseltmiş ve Tahran rejimi üzerindeki baskılarının artmasına neden olmuştur.
 
Suriye krizinin başladığı 15 Mart 2011’den günümüze kadar İran, askeri, siyasi, diplomatik, ekonomik ve güvenlik olanaklarını Beşar Esed’in iktidarda kalma ve muhalefeti bitirme yönünde seferber etmiştir. İran,  muhalefetin kısa sürede bastırılacağını ve Suriye’nin iç istikrarına yeniden kavuşacağını planlamıştı. Ancak Suriye krizi İran’ın öngördüğü şekilde yürümemiştir. Suriye muhalefeti yok olmadığı gibi Beşar Esed iktidarının da ne kadar devam edeceği belirsizleşmiştir.

Arif Keskin, ORSAM Ortadoğu Danışmanı

(849)

facebooktwitter

پاسخ دهید

نشانی ایمیل شما منتشر نخواهد شد. بخش‌های موردنیاز علامت‌گذاری شده‌اند *